Cinler ve Özellikleri

/ 12 Aralık 2020 / 129 / yorumsuz
Cinler ve Özellikleri

Toplumumuzda, cinler ve cinlerin özellikleri ve cinler âlemi hakkında maalesef çok fazla uydurma bilgi ve korku hikâyeleri vardır. Oysa cinler de bizim gibi sorumluluk sahibi varlıklardır. Cin kelimesi cenne’den türetilmiş bir cins ismidir. Cenne’ örtü, gizledi’ anlamındadır. Cinler ateşten yaratılmışlardır ve insanlardan önce yaratılmışlardır. Cinler erkek ya da dişi olabilirler. Cinler evlenebilir, çoğalabilir, hatta insanlar gibi yiyip içebilirler. Cinlerin yaşı olmadığı söylenir oysa cinlerinde yaşlısı ve genci vardır. Belki cinlerde evlilik hazırlıkları yapıyorlardır kendilerine has örf adetleri yerine getirip öyle dünya evine giriyorlardır. Cinlerde çocuklarına isim koyma konusunda kararsız kalıp fikir ayrıcalıklarına düşüyorlardır.

Cinlerin insanlar kadar üstün hisleri ve duyguları bulunmamaktadır. Cinlerin en önemli özelliği toplumca da bilinen bir özellik olan istediği nesne ya da öznenin şekline girebilmesidir. Cinlerde insanlar gibi içebilir hatta sarhoş olabilirler hatta belki de sarhoş oldukların da insanlar gibi saçmalayabilirler, bilinçsizlik halini alabilirler. Cinlerinde iletişime konuşmaya ihtiyacı vardır ki bu yüzden gruplar halinde yaşarlar. Hatta cinlerde insanlar gibi farklı kabilelerden oluşurlar. Belki de kabile halinde yaşadıkları için birbirlerine düşman cinler, birbirini sevmeyen cinlerde vardır çünkü söz konusu bir kabile halinde yaşamak ve kutuplaşma ise kabileler arasında anlaşmamazlık kaçınılmaz bir gerçektir. Ki bunun en güzel örneğini gözle görebildiğimiz hayatımızda yer alan özneler yani insanlar oluşturur.

Cinlerin Ömrü 

Cinlerin ömrü, ortalama bir insan ömrünün(65) on katından fazladır. Cinler yedi yüz ile bin yıl arasında yaşarlar. Onlarda hayatları boyunca bir insanın yaptığı eylemleri yaparlar. Bence cinlerle insanların en büyük farkı cinlerin gelecek kaygısının olmamasıdır. Evet, cinlerde irade sahibi varlıklardır fakat her irade sahibi varlıklar gelecek kaygısı taşımaz. Cinler ateşten insanlar ise topraktan yaratılmışlardır. Belki de cinlerin korkutucu olmasının nedeni: onların hamurunun ateşten olmasıdır. Cinlerde ALLAH’A kulluk etmek için yaratılmışlardır yani cinlerinde insanlar gibi sorumlulukları vardır. Cinler insanlara göre daha güçlü varlıklardır bir beşerin kaldıramayacağı tonlarca ağırlıkta ki bir nesneyi kaldırabilirler. Cinler gaybı, yani geleceği bilemezler. Cinler insanlar gibi pasif yaratıklar değil tam aksine aktif, atik, dinamik yaratıklardır. Bir rivayete göre cinlerin sudan korktukları söylenir. Cinler mekân olarak daha çok kirli yerleri tercih ederler, bunların başında lavabolar gelir. Ve cinler daha çok doğum yapan yani lohusa kadınlara gelirler ve onlara kötülük yapmaya korkutmaya çalışırlar. Cinlerde kadın ve erkeklerden oluşur kendi aralarında evlenirler. Belki cinlerde eşleriyle anlaşamıyorlardır, birbirlerine kızıp tekrardan barışıyorlardır hatta ve hatta insanlar gibi durum kötüye gittiğinde kendi aralarında boşanıyorlardır.

Cinlerinde insanlar gibi iyisi kötüsü vardır, kötü ve iyi ise varlığın içindedir. İnsan insana nasıl musallat oluyorsa cinlerde insanlara musallat olabilirler yani cinlerinde yapışma kene özelliği vardır. Cinler, insan özelliklerini barındırıyorsa o halde cinlerde sevgiye muhtaçtır ve cinlerinde sevgiye ilgiye ihtiyacı vardır. Belki onlarda ilgi bekledikleri fakat alamadıkları halde üzülür, sitem karlanır hatta depresyona bile girebilirler. Cinlerde evlendiklerine göre ya aşk ya da mantık evliliği yapıyorlardır. Belki cinlerde platonik aşk yaşıyorlardır uzaktan seviyorlardır ama söyleyemiyorlardır. Onlarında kalbi acıyordur, onlarda kalple beyin arasında anlaşamayıp yanlış kararlar verip bu yanlış kararların sonuçlarına katlanmak zorunda kalıyorlardır. Cinler, anı anda yaşayan varlıklardır bu yönüyle insanlardan daha şanslıdırlar. Cinlerde aynı kabilede yaşadıkları yakınını kaybettiğinde onun ölümüne şahit olduğunda üzülüyordur ağlıyordur ve hatta ileriki zamanlarda ona özlem duyacaktır.

Cinler ve İnançlara Göre Kabul Edilişi 

İnsanlar tarih boyunca Tanrı dışında görülmeyen, olağanüstü başka varlıklara da inanmışlardır, çeşitli devirlerde ve coğrafi bölgelerde bu varlıkların iyilerine ve kötülerine değişik isimler verilmiştir. Bunlar bazen tanrılaştırılmış veya ikinci dereceden tanrısal varlıklar olarak kabul edilmiş bazen de insani özellik ve nitelikler içinde düşünülmüş, Yahudilik ve Hristiyanlıkta bile birbirine karıştırılmış.

İslam dininde Allah, melek, şeytan, cin ve peygamberlerin nitelikleri ve fonksiyonları tam olarak belirlenmiş olduğundan bir karışıklığa meydan verilmemiştir. Cinlerin mahiyetleri değişik varlık kalıplarına girerek görünmeleri barındıkları yerler insanlarla münasebetleri, iyi veya kötü tesirleri, adlandırılmaları çeşitli ülkelerin dini inanışlarında farklılık göstermektedir. Asurlular ve Babil’iler arasında toplumun her kesiminde kötü ruh ve cinlere inanılırdı. Babil’iler bu inançları Sümerlerden aldıklarından bu hususta kullandıkları kelimeler de Sümerce idi. Asurluların edimmu dedikleri kötü ruhlar, öldükten sonra kendileri için ayin yapılmaması ve yeterli takdime sunulmaması yüzünden dünyaya geri döndüğüne inanılan ölü ruhları idi. Bunların insanlara musallat olduklarına inanılmış ve uzaklaştırılmaları için çeşitli çarelere başvurulmuştu.

Asurlular ’da ve diğer Sâmî kökenli kavimlerde yaratılışları insanlardan farklı olan cinlerin değişik sınıfları bulunmaktaydı. Bunlardan utukku denilen bir grup çölde tuzak kurup insanlara musallat olmak için bekleyen, denizde, dağda, mezarlıkta yaşayan kötü ruhlardan oluşmaktaydı. Gallû denilen ve daha az tanınan diğer bir grup da görünüşte cinsiyetsiz cinlerden meydana gelmekteydi. Rabisu adı verilen başka bir cin sınıfının gizlice dolaşıp insanlara tuzak kurduğuna inanılırdı. Ayrıca labartu denilen dişi cinlerin de içinde yer aldığı üçlü bir cin grubunun zararından özellikle çocukları korumak için boyunlarına afsunlu tabletlerden muska asılırdı. Sâmî kavimleri arasında insana benzemeyen bu cin sınıflarından başka bir de yarı insan görünüşündeki cinlere inanılmaktaydı. Birer canavar olarak göründüğüne inanılan bu cinler lilulilituardat lili diye üç sınıfa ayrılırdı. Bunların ilki erkek, diğerleri ise dişi cinler kabul edilirdi.

Eski Mısırlılar ’da, Asurlular veya Hintliler ’de olduğu kadar çok sayıda ve çeşitte cin görülmez. Asya dinlerindeki insan azmanı cinler Mısırlılar ‘da yoktur. Eski Mısır dinindeki telakkiye göre cinler genellikle yabani hayvan, yılan ve kertenkele gibi sürüngen veya kara vücutlu insan şeklinde yaratıklar olup Re’nin düşmanları sayılırdı. Ölüler Kitabı’nda anlatıldığına göre özellikle yılan, timsah ve maymun şeklindeki cinler öteki dünyaya sık sık gidebilirdi. Gökle ilgili cinler kuş şeklindedir. Eski Mısır halkı cinlerin delilik, sara gibi hastalıklara sebep olduklarına, büyücülerin cinleri kullanarak insanlara korkunç rüyalar gösterdiklerine, insanlara ve hayvanlara zarar verdiklerine inanırlardı.

İslamda Cinlerin Yeri ve Önemi 

Bizim dinimizde ise cinlerin ALLAH tarafından gönderildiği herkes tarafından aşikâr bir gerçektir. ALLAH cinleri de insanlar gibi ona kulluk etsinler diye göndermiştir. Fakat İslam dinine göre cinler hep kötü olarak bilinir bu yanlış bir algıdır. Çünkü cinlerinde insanlar gibi iyisi kötüsü vardır. Aynı zamanda cinlerin varlığı yadırganamaz bir gerçeklik payı taşır.

Eski Slavların ruhlara ve cinlere olan inançları günümüze kadar gelmiştir. Bu varlıklar rüya, hastalık, ev ve tabiatla ilgiliydiler. Eski Keltler’de iyi veya kötü tabiatlı cinlere inanılırdı. Bunlar mağaralarda, çukur yerlerde, ormanların derinliklerinde yaşayan varlıklardı. Eski Germenler ’de ruhlar ve ruhlara benzeyen varlıklar, hortlaklar arasında tam bir ayırım yapmak güçtür. Germen mitolojisinde ölü ruhları yanında rüya ve trans halinde insandan ayrılıp başkasına zarar veren ruhlardan da söz edilir. Evi koruyan ruhlar, ırmaklarda, çaylarda, kuyularda, ormanlarda, dağların içinde veya üstünde yaşayan cinnî varlıklar da onların inançları arasındadır. Bu ruhlar ve cinler yağmur, şimşek ve gök gürültüsüne sebep olurlar.

Batı’da olduğu gibi Doğu’da da ruhlar ve cinler konusu her zaman önemini korumuştur. Çinliler ’de kuei (cinler) ve shen (ruhlar veya tanrılar) telakkisi bütün Çin görünmezler âlemini kapsar. Kuei, ölünce görünen âlemden görünmeyen âleme gitmiş insan ve hayvan ruhlarıdır. Bunların yaşayanları aldatmak, zarara sokmak için insan yahut hayvan şekline girebileceklerine inanılır. Ayrıca dağlar, ırmaklar, kayalar, ağaçlar vb. yerlerde oturan ya da onlarla irtibatlı olan tabiatüstü varlıklar da kuei kelimesiyle ifade edilir. Çin folklor ve literatürü cinlerin ve ruhların yaptıklarıyla doludur. Bu korkulan varlıklarla ilgili inançlar geniş çapta taoizm kaynaklıdır. Bununla beraber Budizm Çin’e gelince bu dindeki görünmeyen iyi ve kötü varlıklar inancı da buna eklenmiştir.

Çinliler cinlerin her yerde bulunduğuna, onların ölüleri canlandırabileceklerine, mezarları, yol kavşaklarını ve akrabalarının evlerini sık sık ziyaret ettiklerine inanırlar. Onlara göre cinlerin bir kısmı Yen-lo Wang’ın emrinde cehennemde ölülerin cezalandırılmasında görevli olarak o âlemde, bir kısmı gökte, bir kısmı da ancak geceleyin gözükerek insanlar arasında yaşarlar. Çin’de özellikle taoist rahipleri cinlerin kötü etkilerinden korunmak için muskalar, tılsımlar, afsun ve tütsüler, okuma ve üflemelerle ve bazı talimatlarla tedbirler alırlar. Birçok zihnî ve bedenî hastalık cinlerden bilinir. Cin zapt etme, talihin açılması için ata ruhları ve iyi ruhlarla haberleşme yaygındır. Çin’de taoist ve Budist halk mabetleri bu gibi işleri rahiplerin yürüttüğü merkezler olarak kullanılır. Konfüçyüsçü lük böyle faaliyetlere karşı çıkmıştır.

Japonlar ’da da görünmeyen varlıklar, hayvan ve insan ruhları, hortlak, hayaletler ve cinlerle ilgili inançlar vardır. Japonlar bu konuda Çinliler ’den etkilenmişlerdir. Genellikle tilki, porsuk gibi hayvan ruhları şeklinde insanda etkinlik gösterdiğine inanılan kötü ruhları ve cinleri çıkarmak için çeşitli yöntemler kullanılır. Nichiren mezhebinin böyle tedavi işlerinde ayrı bir yeri vardır. Tokyo yakınındaki Nakayama köyü bu konuda çok meşhurdur. Bu köyde Nichiren mezhebine ait bir mabette her çeşit kötü ruh ve cin tedavisi yapılır.

Hindistan’da en eski zamanlardan beri tanrılar, görünmeyen varlıklar, bu arada insanlara daha yakın varlıklar arasında cinlerle ilgili mitolojik anlatımlar bulunmaktadır. En eski Hint kutsal metinleri olan Vedalar ’da görünmeyen cinnî varlıklar iki gruba ayrılmaktadır. İnsanlara iyi davranan birinci gruptakiler gökte bulunur; düşman olanlarsa yeryüzünde, mağaralarda ve yer altında yaşar. Bunlar insanlarla birlikte hayvanlara da hastalık, sıkıntı ve ölüm getirirler, hatta ölüm ötesinde bile insanların ruhlarını taciz ederler.

Hintliler melek, cin, tanrı kavramlarını birbirine karıştırmışlardır. Onlarda doğrudan doğruya melek tabiatında varlıklar görülmemektedir. Yukarıdaki iki sınıftan insana iyi davranan varlıklar her ne kadar cinlerin bir sınıfı olarak gösterilmekteyse de yarı tanrı durumlarıyla melek kavramına daha yakın bulunmaktadırlar. Bunlar arasında, insanları zafere ulaştırması için İndra’ya yardımcı olan rbhular vardır. Sular ve ağaçlarda yaşayan semavî su perileri olan apsaralar da bunlardandır. Apsaralar zamanla erkekleri güzellikleriyle çarpan bâkireler haline getirildi. Onların kocaları, semavî ışıktan vücutlarıyla gandharvalardır. Gandharvalar ise kutsal içki somayı korurlar. İkinci gruptakiler kötü ve karanlık tabiatlı varlıklardır.

 İnsanların Dini İnanışları 

İnsanlar tarih boyunca farklı dinlere inanmışlardır bunun en büyük nedeni zamanla değişiklik gösteren ve insanların öznelere yüklediği anlamlardır. İslamiyet öncesinde putlara farklı anlamlar yükleyip onları yeryüzünün sahibi yapan zatların zamanla bu görüşün değişmesindeki en büyük sebep içinde bulundukları çağın zamanın özelliğidir. Belki de insanlar istedikleri dini istediği şekilde halen yaşayamamaktadır bunu en önemli nedeni: çevredir.

 Cinler ve Din 

Cinlerin varlığı her dine göre farklılık gösterir nitekim her dinin ortak bir yönü onların kötü varlıklar olmasıdır. Örneğin: Bizim dinimizde Nas Felak surelerini okuyunca cinlerin senden uzaklaşacağı rivayeti vardır. Yezitti dinine göre ise sarımsak ya da soğan bulunan yerlere cinlerin uğramayacağı söylemi vardır ki okuduğum bir kitapta(Zülfü Livaneli/ Huzursuzluk) adlı kitapta bu rivayete rastlamıştım.

Tavsiye

Büyü Bozan Medyumlar
Call Now Button